Mercedes-Benz, Tomorrow XX teknoloji programı ile otomobil üretiminde sürdürülebilirliği merkezine alan yeni bir vizyon ortaya koyuyor. Markanın temel hedefi, en çok arzu edilen otomobilleri geliştirirken bunu çok daha çevre dostu bir yaklaşımla gerçekleştirmek. Bu kapsamda her bir parça ve her bir malzeme detaylı şekilde ele alınıyor, her kilogram karbondioksit emisyonu sorgulanıyor ve döngüsel ekonomi anlayışı doğrultusunda yeniden değerlendiriliyor.
Tomorrow XX çalışmaları kapsamında yalnızca iki yıl içinde, karbon salımını azaltma, geri dönüştürülmüş malzeme oranını artırma ve malzeme döngüsünü kapatma potansiyeline sahip 40’tan fazla yeni bileşen ve malzeme konsepti belirlendi. Bu yaklaşım, otomotiv endüstrisinde sürdürülebilirlik konusuna daha bütüncül bir bakış açısı kazandırmayı amaçlıyor.
Mercedes-Benz’in üzerinde durduğu önemli başlıklardan biri mono-malzemeler. Karışık plastiklere kıyasla çok daha yüksek kalitede geri dönüştürülebilen mono-malzemeler için geliştirilen yeni PET mono-sandviç yapı, yüzde 65 oranında geri dönüştürülmüş içerik barındırıyor. Kapı cepleri gibi iç mekân bileşenleri için ideal olan bu çözümün, ilgili parçaların karbon ayak izini yarıya kadar düşürmesi öngörülüyor.
Bir diğer dikkat çekici yenilik, sökülebilir tasarımlar üzerine yoğunlaşıyor. Yapıştırma yerine vidalama yöntemiyle bir araya getirilen yeni nesil far sistemi, parçalarına kolayca ayrılabiliyor. Bu sayede onarım süreçleri kolaylaşırken, geri dönüşüm verimliliği ciddi şekilde artıyor. Bu yaklaşımın geri dönüştürülmüş içerik oranını iki katına çıkarabileceği ve karbon ayak izini yüzde 50 azaltabileceği belirtiliyor.
Fosil bazlı hammaddelerden uzaklaşma hedefi de Tomorrow XX’in temel taşlarından biri. Yenilenebilir hammaddelerden elde edilen plastikler, gelecekte çok daha önemli bir rol üstleniyor. Biyometan, biyokütle ve depolanmış CO₂ kullanılarak geliştirilen yeni kapı modülü, mevcut parçalara kıyasla yaklaşık yüzde 30 daha düşük karbon ayak izine sahip olmasıyla öne çıkıyor.
Mercedes-Benz, bugünün otomobillerini yarının otomobilleri için değerli bir hammadde kaynağı olarak konumlandırıyor. Hurdaya ayrılan araçlardan mümkün olan en fazla malzemenin geri kazanılması ve bunların yeni modellerde tüketici sonrası geri dönüştürülmüş içerik olarak kullanılması hedefleniyor. Bu anlayış, döngüsel ekonominin otomotiv sektöründe somut bir karşılık bulmasını sağlıyor.
Kullanılmış lastiklerden elde edilen LABFIBER biyoteknolojik deri alternatifi, bu vizyonun çarpıcı örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Gerçek deriye son derece yakın bir his sunan bu malzeme, geri dönüştürülmüş lastikler, biyometan ve biyobazlı polimerlerden elde ediliyor ve ilk kez CONCEPT AMG GT XX modelinde kullanıldı.
Hurda hava yastıklarından elde edilen yüksek kaliteli plastikten üretilen klima valf muhafazası da dikkat çeken bir diğer çözüm. Eksi 40 ile artı 130 derece arasındaki sıcaklıklara ve yüksek basınca dayanması gereken bu parça, geri dönüştürülmüş malzemelerin teknik açıdan da ne kadar güçlü olabileceğini gösteriyor.
Araçlar parçalandıktan sonra geriye kalan plastik atıklardan üretilen alt gövde kaplamaları ise daha önce yakılarak yok edilen malzemelerin yeniden sisteme kazandırılmasını sağlıyor. Bu yaklaşım, yeni plastik kullanımını azaltarak çevresel etkiyi önemli ölçüde düşürüyor.
Alüminyum tarafında da yüksek geri dönüşüm oranları hedefleniyor. Yüzde 86’ya kadar tüketici sonrası geri dönüştürülmüş alüminyum içeren yan duvar panelleri üzerinde çalışılıyor. Bu oran, sektörde yaygın olarak kullanılan yüzde 20-40 seviyesinin çok üzerinde ve karbon ayak izini yüzde 70’e kadar azaltma potansiyeline sahip.
Mercedes-Benz Tomorrow XX, teknik fizibilitenin sınırlarını zorlayan bir teknoloji programı olarak konumlanıyor. Burada sergilenen çözümler, markanın izlediği yönü ve potansiyel yaklaşımları temsil ediyor. Henüz seri üretime hazır olmayan bu teknolojiler, gerekli tüm şartlar sağlandığında geleceğin Mercedes-Benz modellerinde kendine yer bulmayı hedefliyor.


















Leave a Reply